Skip to content

Bacıyan-ı Rûm

Osmanlı Tarihçisi Âşıkpaşazâde (ö. 1481/886) “Tevârih-i Âl-i Osmân” isimli kitabında dört zümreden bahsetmektedir: “Anadolu’da misafirler ve seyyahlar arasında dört tayfa vardır ki anılır. Biri Anadolu Gazileri, biri Anadolu Ahıları, biri Anadolu Abdalları, biri de Anadolu Bacıları” (Derviş Ahmet Âşıkî, Âşıkpaşaoğlu Tarihi, Ötüken Yayınları, 2011: 206).

Âşıkpaşaoğlu Tarihi’ne göre Hacı Bektaş-ı Veli (d. 1209, ö. 1271) Hatun Ana’yı kızı (evlatlığı) seçti ve bütün gizli bilgilerini ve kerametlerini ona gösterdi. Hatun Ana’da ona ölünce mezar yaptırdı (Derviş Ahmet Âşıkî, 2011: 207).

Mikail Bayram Hacı Bektaş-ı Veli’nin menâkıbnamesi olan Velâyetnâme adlı eserinde bu bacının “Fatma Bacı”, “Kadıncık Ana” ve “Fatma Ana” olarak sık sık geçtiğini, Velâyetnâme’de Âşıkpaşaoğlu Tarihi’nden fazla olarak şu bilgilerin yer aldığını ifade eder: “Fatma Bacı erenler ve dervişlerin saygı gösterdiği, Hacı Bektaş’ın sık sık ziyaret ettiği yaşlı bir kadındır. Bu yüzden kendisine Kadın Ana dendiği muhakkaktır. Bu yaşlı Ana’nın erenler meclisine girdiği, bazen erenlere sofra düzdüğü, misafirleri ağırladığı, Sivrihisarlı Nuru’d-din’in kızı olduğu, bilahare Sulucakaraöyük’e yerleştiği, babasından kalan servetini erenler yoluna harcadığı muhakkaktır” (Mikail Bayram, Fatma Bacı ve Bacıyân-ı Rûm-Anadolu Bacılar Teşkilatı, Çizgi Kitabevi, 2016: 23).

Türkmen toplulukları binlerce çadırla Anadolu’ya girdiler ve coğrafyada yayılarak yerleştiler. Coğrafyaya yayılma, toprağı iktisadî anlamda verimli kullanma amacı taşımakta ve aynı zamanda Roma ülkesi olan toprakları kontrol (gözetme) amacı taşımaktadır. Ahilik, fütüvvet düşüncesinden doğmuş bir muâhat/musahiplik tasavvuru olarak anlaşılmalıdır.

Türkmenlerin iki katmanlı bir toplum yapısına sahip bulunduğu ifade edilebilir: 1) Selçuklu Sultanlarının yönlendirmesiyle Anadolu’ya gelen teşkilatlı büyük nüfus kitleleridir; 2) Mürşid-talip toplulukları olarak fütüvvet-musâhiplik marifetini yürüten teşkilatlardır.

Türkmenlerin yerleşme düzeninin yani iktisadî/siyasi/askerî gayelerin gereği olarak teşkilatlı bir yapı arz ettiği ve bunun yanında İslâmî gayelerle ayrıca bir teşkilat sistemi kurulduğu düşünülebilir. Yesevî irfanına bağlanan bu ikinci teşkilat modelinin gazi/ahî/abdal/bacı zümreleri olarak ortaya çıktığı ve binlerce çadırdan oluşan Türkmenlerin siyasî/iktisadî/askerî teşkilatlı yapısına yön verdiği söylenebilecektir.

Ankara’dan Kızılcahamam-İstanbul yolu istikametinde 70. km’de Taşlı Şeyhler köyündeki “Kırmızı Ebe” ve “Oruç Gazi” hakkında anlatılan efsane de Bacı hareketinin örneği olarak okunabilir. Kırmızı Ebe’ye atfedilen efsane sadece Bacıyân-ı Rûm’un faaliyetlerini yansıtmakla kalmamakta, bu topraklara “Anadolu” adının verilmesiyle ilgili bilgi de üretmektedir.

Efsaneye göre Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat (1220-1237) ordusuyla Yabanabad (Kızılcahamam) kazasına bağlı Taşlı Şeyhler Köyü’nde konaklar. Köylüler askerleri ağırlamakta çaresiz kalmışken sırtında yetim yavrusu Oruç’la “Kırmızı Ebe” diye bilinen “Kırgız Ebe” adlı kadın elinde bir helke (bakraç) ayran ile ordunun konak yerine gelir. Küçük bir taş oluğa bir bakraç ayranı döker. Gaziler sırayla gelip hem içerler hem de kırbaları doldururlar. Bir bakraç ayran koca orduyu doyurur.

Ayranı içen Gazilerle Kırmızı Ebe arasında şu konuşma geçer: “Doldurun gazilerim, -Doldur ana, -Doldurun yavrularım”. Askerler içerler, kırbalarını doldururlar. Kırmızı Ebe hâlâ “Doldurun gazilerim” demektedir. Kırbaları dolan askerler: “Ana, dolu” diye cevap verir. Bu cevap diyar-ı Rûm toprağına “ANADOLU” adının verilmesinin sebebi olarak gösterilir. Bu hadiseden sonra Selçuklu Sultanı Taşlı Şeyhler köyünü Kırmızı Ebe ve oğlu Oruç Gazi’ye yurtluk ve ocaklık olarak vakfeder ve köye atlıların (vergi tahsildarlarının) uğramayacağı hususu ferman buyrulur. Oruç Gazi, 90 yaşına kadar gaza eder ve sonunda şehit düşer. Cenazesi köyün alt başına defnedilir. Kırmızı Ebe’nin türbesi ise köyün üst başındadır.

Anlatılan bu efsane ile Mikail Bayram’ın Fatma Bacı ve Bacıyân-ı Rûm adlı eserinin birlikte değerlendirilebileceğini düşünmekteyiz.

Ahilik eksik bir bakışla “esnaf teşkilatı” olarak görülmektedir. Ömer Lütfi Barkan’ın işaret ettiği üzere ahiler köylerde de teşkilatlanmışlardır. Kırmızı Ebe efsanesinde de görüldüğü üzere “Bacılık” muhtemelen Taşlı Şeyhler Köyü’nde de teşkilatlıdır. Büyük ihtimalle Selçuklu Sultanı’nın köyde konaklaması da Bacı teşkilatıyla ilgilidir.

Dokumacılık-El Sanatları:

Mikail Bayram’a göre Türk kadını çadırcılık, keçecilik, boyacılık, halı ve kilimcilik, oya ve dantelcilik, dokuma ve örgücülük, nakışçılık, kumaş imalatı, giysi imalatı gibi sanatları yürütmektedir. Mikail Bayram, Fatma Bacı’nın Bacı teşkilatını Kayseri’de Külahduzlar mahallesinde kurduğunu ve burada bacıların örgü ve dokumacılık mesleğiyle uğraştığını belirtmektedir. Mikail Bayram, Abdal Musa’nın başındaki ak börkün (bükme elif tac) Bacı’ların Kayseri ve Kırşehir’deki Külahduzlar mahallesinde imal ettikleri külahlardan olduğunu da işaret eder. Müellife göre Bacılar, Ahilerle birlikte Uc bölgelere giderek sanatlarını icra ettiler ve Yeniçerilerin ak börkleri ile giysilerini (askerî kıyafetlerini) imal ettiler (Bayram, 2016: 74). Mikail Bayram’a göre Evhadü’d-din-i Kirmanî’nin seccadesi de Bacıların dokuma tezgâhında imal edilmiştir (Bayram, 2016: 75).  

Mikail Bayram Bacı teşkilatının başlangıçta Ahi teşkilatının bulunduğu Kayseri, Konya, Kırşehir, Larende gibi yerleşim merkezlerinde kurulduğunu ancak Moğol istilası sonrasında Uc bölgelere ve Moğolların ulaşamayacağı bölgelerde köylerde teşkilatlandığını ifade etmektedir (Bayram, 2016: 76). Konya’nın Başara köyünde menşei tarihin derinliklerine uzanan motif ve desenlerde halılar imal edildiğini söyleyen Mikail Bayram’a göre köyün adı Ahi Başara’dan gelmektedir. Ahi Başara, Ahi Türk’ün kardeşi olup Mevlana’nın dostu Hüsamu’d-din Çelebi’nin amcasıdır. Bu bilgiden hareket eden Mikail Bayram, Başara köyünde imal edilen halıların Bacı teşkilatının faaliyetinin eseri olduğu kanaatindedir.

Köy Kuruculuk:

Mikail Bayram’a göre Konya’nın 20 km. batı istikametinde Ulumuhsine ve Kiçimuhsine adlarındaki iki köyde de bu köylere has motiflerde halılar bulunmaktadır. Bu köylerin halkı Kiçi Muhsine ve Ulu Muhsine adlı iki kız kardeşin bu köyleri kurduğuna inanmaktadır. Mikail Bayram köylülerin bu inanışı ve halılardaki motiflerden hareketle köyde Bacı teşkilatının bulunduğunu düşünmektedir (Bayram, 2016: 77).  

Askerî Yapılar:

Yine Mikail Bayram’a göre Türk kadınları binicilik ve atıcılıkta usta olduklarından savaşlara da katıldılar. Bayram, İbn Batuta’dan nakille Özbekler arasında “Havatin-Hatunlar” şeklinde adlandırılan bir kadın teşkilatına vurgu yapar. Bayram’a göre Uc bölgelerde Türkmen aşiretler arasında savaşçı kadınlar bulunmaktadır.

Sofra Hizmeti:

Mikail Bayram’a göre Fatma Bacı’nın babası Evhadü’d-din-i Kirmanî, çevresindekilere yolcu ve kimsesizlerin yedirilip, içirilmesi, barındırılması ve çamaşırlarının yıkanmasına dair öğütlerde bulunmuştur.  Kirmanî, bu tür işleri kadınların yapmasının büyük sevap kazanmaya vesile olduğunu telkin ettiğini ifade etmiştir. Kirmanî, ahiliği, “malını ve servetini yolcu, yoksul ve muhtaca harcamayı ülkü edinmek” olarak tarif etmektedir (Bayram, 2016: 79).

Genel Değerlendirme:

  1. Bacıyân-ı Rûm hareketi bir kadın hareketi olmayıp Ahiyân-ı Rûm, Gaziyân-ı Rûm ve Abdalân-ı Rûm zümreleri ile birlikte hareket eden bir teşkilattır.
  2. Mikâil Bayram’ın işaret ettiği şekliyle Bacı hareketinin bir askerî yapı olmadığını zira Gaziyân-ı Rum’a dahil edilmedikleri ifade edilmelidir. Gaziyân-ı Rum zümrelerinin akıncı oldukları, Bacı hareketinin savunma amaçlı işlev yüklendiği söylenebilecektir.
  3. Bacı hareketinin toplumun temel teşkilatı olan aile sistemini koruduğu, bir eşitlik davası gütmediği de ifade edilmelidir. Türkmenler iktisadî ve sosyal varlıklarını bir taraftan Bizans ve diğer taraftan Moğol baskısına karşı aile-devlet modelini koruyarak sağlamıştır.
  4. Bacı hareketinin meslek aidiyetlerinin “cinsiyetçi” karakter taşıdığı görülmektedir. Bacılar dokumacılık, sofra hizmeti, köy/kasaba kuruculuk gibi faaliyetlerle Ahi/Gazi/Abdal teşkilatlarının faaliyetlerini entegre etmiş ve kırsal-kentsel alanları birbirine eklemleyen bir hizmet modeli geliştirmiştir.
  5. Mikail Bayram’ın da işaret ettiği üzere Bacı hareketi, Ahilerin teşkilatlandığı yerde teşkilatlanmıştır. Hareketin bu niteliği, onun modern zamanların Toplumsal Cinsiyet Eşitliği (TCE) veya Toplumsal Cinsiyet Adaleti (TCA) kavramsallaştırması içinde değerlendirilemeyeceğini göstermektedir. Bu anlamıyla Bacı hareketi bir cinsiyet hareketi olmayıp Türkmenlerin bu topraklara özgü yerleşme düzenine dair bir seferberliğidir.

Comments are closed.