Skip to content

Erkek (racul) Olmak: Feminizme Direnmek

Erkek kimdir:

“Erkek” deyince “racul” olanı anlıyoruz. “Racul”, ‘adam’ demektir.

Bir erkek annesine “gebelik hakkı” ve “süt hakkı” nedeniyle, kızkardeşine “aile hakkı” nedeniyle hürmetlidir ve onların iaşesinden, emniyet içinde yaşamasından mesuldür.

Bir erkeğin hayattaki en büyük önceliği kadın değildir. Erdemleridir.  Erkeğin en büyük hatası erdemlerini kaybetmesidir. 

Kadınlar her zaman kendilerine “çok güzelsin”, “senden vazgeçemem” denilmesini ister. Oysa Kur’an’da şöyle bir ayet vardır: “Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha hayırlı, Müslüman, inanan, sebatla itaat eden, tövbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verebilir” (66 Tahrim 5).

“Erkek” kavramı “kadınlar tarafından kontrol edilemeyen” olarak anlamlandırılmalıdır.

Erkek, kontrol edilemeyendir.

Oğuz Kağan olmak:

Oğuz Kağan, annesine “benim gibi inanmazsan senin sütünü emmem” demiş ve kadını daha üç günlük bebek olduğu halde dize getirmiştir.

Şehveti yenmek:

Oğuz Kağan şehvetinin peşinde dolaşsaydı evlendiği ilk kadınla birlikte olurdu. Bunu reddetmiştir. Ardından babası onu ikinci bir kadınla evlendirmiştir. Oğuz Kağan o kadına da erdemli yaşamakta kendisine yardım etmesini teklif etmiştir. Bu kadın erdemli yaşamı reddetmiştir. Oğuz Kağan şehvet için evlenmediği için ikinci karısıyla gerdeğe girmemiştir.

Üçüncü bir kadınla evlenmeyi diledi. Bu kadına “erdemle yaşamak konusunda bana eşlik eder misin?” dedi. Kadın onayladı. Oğuz olun. Kağan olun.

Alp Olmak-Yusuf Olmak:

Erkeğin değeri, kadının egosunun tatmininden gelmemektedir. Erdemli ve namuslu erkek en değerli erkektir. Hz. Yusuf’u hatırla.

Kadının peşinde koşarak feta/alp/yiğit/ahi olamazsın.

Kur’an’da erkekler (Ricâlun) erdemleri ile övülmüştür: “Ne ticaretin ne de alışverişin kendilerini Allah’ı zikretmekten asla alıkoymadığı öyle adamlar vardır ki!” (24 Nûr 37).

Eşitiz söylemi:

Erkek, kadının “cüzdanı” değildir. “Eşitiz” diyen kadın, masrafları erkeğe yüklemek eğilimindeyse o kadından uzaklaşmak gerekir. Yani “eşitiz” diyen bir kadın evleneceği erkekten düğün masrafları, balayı, altın, saray gibi ev, eşyalar talep etmekteyse ve kendisi bu taleplerinin masrafına katılmıyorsa erkeği “cüzdan” olarak görmekte değil midir?

Kadında söylem-eylem tutarlılığı aramak gerekir. Onun beyanına bakın: “Eşitiz” diyorsa eşitliğini ispat etmesini isteyin. Bu durumda erkekten çiçek, altın istememesi gerektiğini kendisine söyleyin.

Sizi, maaşınızı, servetinizi, sülalenizi, sosyal sermayenizi beğenen kadınla evlenmeyin, erdemlerle yaşayan kadınla evlenin. Bir erkek evlenirken 100 bin TL para harcıyor. Üstüne karısının “öğrenim kredisi”ni ödüyor. Ona “bu nasıl eşitlik” demelisiniz?  “Eşitiz” diyen bir kadının koca adayından çiçek, söz yüzüğü, hediye kabul etmesi eşitliği bozucudur.

Kadının “Bedenim benimdir” ve “Özel hayatım kocamı bile ilgilendirmez” söylemi:

Kadın: “Bedenim benimdir, özel yaşamıma kocamı dahil etmem” diyorsa, ona “evliliği şirket olarak görüyorsun. Madem özel hayatlarımız olacak seninle niçin evlenmeliyim?” diye cevap verin. Erkek ve kadın evlenmekle birbirlerinden saklanmış özel hayatları olamayacağını en baştan kabul ederler. Evlilik iki kişilik özel hayattır.

Evlilikte iki temel mal rejimi:

Edinilmiş mallara katılma rejimi- TMK 202: “Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır.”

Mal ayrılığı rejimi- TMK 242: “Mal ayrılığı rejiminde eşlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde kendi malvarlığı üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf haklarını korur.”

Edinilmiş mallara katılma rejiminde koca karısından yüksek maaş aldığı takdirde, yaptığı tasarruf (birikim) meblağının yarısının karısına ait olduğunu bilmelidir. Keza, bu rejimde koca örneğin babasından gayrımenkulün kira gelirinin yarısının karısına ait olduğuna dikkat etmelidir.

Mal ayrılığı sözleşmesi:

Eşitlik teorisine inanan bir kadına evlenme işlemleri sırasında mutlaka “mal ayrılığı sözleşmesi” imzalatmalısınız. Söyleminde ciddiyse ve tutarlılığını koruyacaksa bu sözleşmeyi imzalayacaktır. “İleride boşanma ihtimalim olursa onun maaş/kira gelirinin yarısını almalıyım” diye düşünmekteyse sözleşmeyi imzalamayacaktır.

Evleneceğiniz kadına TMK 202’deki “Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır.” hükmünü okumuş ve bu rejimi seçtiği takdirde ileri süreceği hukukî haklarını anlattığınızı varsayalım.

Eğer “eşitlik” iddiasında tutarlıysa edinilmiş mala katılma rejimini (TMK 202) seçmeyeceğini belirtmelidir.  Yok eğer “eşitiz” dediği halde mal ayrılığı rejimi (TMK 242) sözleşmesini imzalamayacağını beyan ederse tutarsızlığı ispat edilmiş olacaktır.

Kadınlar binlerce yıldır eril iktidarca ezilmekte midir?

Evlilik sürecinin başında “biz kadınlar binlerce yıldır eril iktidar tarafından ezildik, fakir bırakıldık” diyen bir kadın, evleneceği erkeğe “binlerce yıllık kadın ezilmişliğini fatura etmek istemekte” gibidir. Kendisine binlerce yıldır madenlerde, inşaat işlerinde, lağımlarda erkeklerin çalıştığını; firavunun erkekleri öldürüp kadınları sağ bıraktığını, hatta Hz. Musa’nın bu sebeple sepete yerleştirilip nehre bırakıldığını söyleyin.

Tarihte iki erkek tip var:

Feminist kadınlara tarihte iki erkek tip olduğu hatırlatılmalıdır.

Kabil ile Habil’den ilkinin eril, ikincisinin racul olduğunu söyleyin.

Erkekler “eşitiz” diyen kadınların finans-geçim kaynağı değildir. Erkek, evlenmekle servet transferi yükümlüsü kılınamaz.

“Binlerce yıldır kadınlar eril iktidarlar tarafından fakir bırakılmış ve ezilmiştir” diyen feminist kadına “seni ben mi zengin edeceğim; üstelik daha evlenmeden beni şiddet uygulayan kategorisine itiyorsun” deyin ve uzak durun.

Kadınlar neden fakir koca istemiyor, erkekler neden fakir kızlarla evleniyor?

Erkek kendisinden zengin bir kadınla evlenemiyor, fakat kendisinden servet veya ücret yönünden daha düşük gelir kesiminden gelen kadın ile evlenebiliyor. Bu ihtimalde erkeğin kendisinden düşük gelir grubundan bir kadınla evlenirken “eşitiz” söylemine muhatap edildiğini görünce o ilişkiyi kesmesi menfaati icabıdır.

Kadın kendisinden zengin bir erkekle evlenmişse ve ardından boşanmışsa, boşanmakla fakir kalmaz. Tam aksine içinden geldiği düşük gelir grubuna geri döner.

Erkek kendini kadının “sınıf atlama taşı”na dönüştürmemelidir. İlkeleri belirlenmiş bir erkek dünyası kurulursa, feminizmle mücadele çok kolaydır.

Masraflara katıl!

“Eşitiz” diyen kadınlara “O halde evliliğin tüm masraflarına eşit olarak katılacaksın” demelisiniz. Bu masraf kalemlerini belirleyin: gelinlik, kına gecesi, düğün salonu, ev eşyası, balayı seyahati, yüz görümlüğü, takı, hediyeler.

“Kocam çalışma dedi, hayatımı ona harcadım. Elbette malının yarısını alacağım.”

Kadın, kocası “çalışma, çocuklarımıza bak” dediği için evde oturduğunu ve yıllar sonra eşinin onu yüz üstü bıraktığını söylüyor.

Bu problemin çözümü devlete aittir. Kadına yanında kalıp da büyüttüğü çocuk başına 10 yıl süre ile her yıl güncellenecek “çocuk yardımı” yapılmalı ve hatta dördüncü çocuğuna 10 yıl bakan kadın emeklilik hakkı elde etmeli.

Erdemli hayat:

Namuslu yaşayın. Erkek için büyük erdem namustur. Namus, aynı zamanda erkeğin gücüdür. Namusunu, erdemini koruyamayan zaaf içindeki erkek belaya düşmektedir.

Erkek, bilgeliği hedeflemeli, namusunu korumalı, erdemi ufku bilmelidir.

Asıl değer, erdemliliktir.

Kocasının mali zayıflığında onu terk etmeyecek kadın da erdemlidir.

Güzeli seçme, erdemi seç:

Kadının güzel olması değer zannedilir ama “değer” değildir. Güzellik geçiyor. Sadakat, bağlanma, aynı tencereye kanaat etme kalıyor.

Kadınların peşinden gitmeyin. Erdemin peşinden gidin.

Beladan kaçmak:

Bir: Beladan kaçın.

İki: Karı-koca arasına giren erkek de belaya düşmektedir.

Üç: Kadınla kavga etmeyin.

Erkek, alp-yiğittir. Onun kavgası ulvî olmalıdır.

Ölüm evvel gelecek:

Erkekler kadınlardan az yaşamaktadır.

Bir erkek bu olguyu dikkatle tefekkür etmelidir.

Ölünce servetiniz karınıza miras kalacaktır. Yaşarken bunu dikkate alın.

Etkilemek ve etkilenmek:

Bir: Kadını etkilemeye çalışmayın.

İki: Hoşlandığınız kadın güzelse onun güzelliğini aşacak başka bir değeriniz olmalı.

Kadına (güzelliğe) tapmayın; erdeme boyun kıran kadında vüdd arayın.

Erkek, kendini şehvet, güzelliğe sahip olma, servet alanında inşa ettikçe talip olduğu bu üç alan tarafından kuşatılmakta ve hatta esir edilmektedir.

Düğünde takılan altın ve takılar:

Evleneceğiniz kadına “düğünde kendi akrabalarımın taktığı altınların bana ait olduğuna dair noterde akit yapacağız” deyin. Böylece gerçekten eşitliğe inanıp inanmadığı ortaya çıkacaktır.

Kadın kendinden güçsüz insanlara nasıl davranıyor:

Kadının çocuklara şiddet uygulayıp uygulamadığına, kürtaj meselesine nasıl baktığına dikkat edin. Kürtaj, şiddettir.

Kadın evleneceği erkeğe maaşını sormalı mı?

Evleneceği kişinin mesleği varsa, geçim tuttuğu belli ise, kadının ona maaşını sorması kabalıktır. Maaş araştırması yapan kadından uzak durun. Zira kadın “eşit” ise, kocasının gelirini sorgulayamamalıdır. Hatta “Bedenim ve özel hayatım bana aittir. Kocam dahi buna vakıf olmayacak” diyen bir kadının eşinin gelirini, mülk dökümünü, maaşını hiç sormaması gerekir.

Feminizmle mücadele, onların argümanları kendilerine karşı kullanılırsa çok kolaydır.

“Ne olursa olsun” diyerek evlenme:

İyi erkekler iyi kadınlara lâyıktır.

Namuslu erkekler namuslu kadınlara lâyıktır.

Yusuf (as) şehvetine yenilseydi sarayda erdemsiz ve günahkâr şekilde “imtiyaz” sahibi olacaktı. Erdemle hareket ederek vezirin karısının göremeyeceği bir hükümranlığa, asaletle gelen iktidara vasıl olmuştur.

Boşanma davaları üç ay içinde karara çıkmalı:

Boşanma davası açılmışsa ve erkek polis/asker vazifesi altında şehit olmuşsa şehitliğin getirdiği mali haklar boşanma davasında taraf olan kadına verilmemelidir.

Boşanma davası derdest olan Şehide düşen mali haklar onun annesine-babasına verilmelidir.

Boşanma davası görülen kadının, şehit olan “kâğıt üstündeki” kocasının şehadeti nedeniyle bağlanacak mali haklara sahip çıkması şehidin anne-babası için eziyettir.

Boşanma davaları çok uzun sürmektedir. Boşanma kararı hemen verilmeli, boşanmanın feri talepleri ayrıca görülmeli. Boşanma davaları derdest iken tarafların sadakat yükümlülüğü devam etmektedir. Bu davaların uzun sürmesinin müsebbibi kanundaki düzenleme eksikliğidir.

İki taraf da boşanma davası-karşı dava açmışsa, mahkemeler boşanma kararı vermeli, davayı başka bir dosya numarası ile kusur, velayet, mal paylaşımı gibi talepler yönünden ele almalıdır. Boşanma davaları özellikle kadın hamile değilse 3 ay içinde karara çıkmalıdır.

Aileyi tanımlamak:

Medeni Kanun “aile”yi şöyle tanımlamalıdır: “Birbiriyle evlenme yasağı olmayan kadın ve erkeğin nikâh akdiyle tesis ettiği birlik.”

Aile Bakanlığı müstakil olmalı:

Aile Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı’ndan ayrılmalıdır.

Aile Okulu:

Aile Bakanlığı evlenecek bütün çiftlerin bir aile okulu eğitimi almasını şart koşmalıdır. Bu eğitimle 1) Mal ayrılığı rejimi, 2) Edinilmiş mala katılma rejimi, 3) Evliliğin taraflara getirdiği hak ve borçlar, 4) Boşanma halinde tarafların karşılaşacağı neticeler öğretilmelidir.

Medeni Kanun’un “edinilmiş mala katılma rejimi”nin mali neticeleri damat adayları tarafından bilinmemektedir. Bu husus erkeğin mağduriyetinin en büyük kaynağıdır ve bu konu İstanbul Sözleşmesi ile ilişkili değildir.

Düğünde erkek tarafı altın takmamalı, onu damadın ailesine vermeli:

Yargıtay, düğünde erkek tarafın taktığı altın-takıları kadının saymaktadır. Bu durumda erkek tarafı altın-takıyı düğünde takmamalı, damadın anne-babasına vermelidir. Çünkü bu ikisi senelerce akrabalarına altın takmıştır. Düğünde gelen altın bu anne-babanın yıllarca akraba, hısım, dost, ahbab için harcadığı bedellerin iadesidir. O halde düğünde damada takılan altın, damadın ana-babasının hakkıdır.

Feminizmi nasıl tanımlıyoruz?

Feminizm küresel bir partidir. Topraksız, yersiz-yurtsuz bir parti.

İnsanlığı erkek-kadın olarak bölen, inşaatta çalışan erkek işçileri, madenlerde çalışan erkek işçileri görmeyen ve erkek kimliğini riskli-eziyetli işlere sürüp paryalaştırarak “kadın iktidarı” kurmak isteyen bir partidir.

Feminist teori, erkek proletaryalaşmasını erkeğin emeğinin kadına transferini meşrulaştırmanın peşindedir. Bu amacı gerçekleştirmek için arkasına devletleri ve küresel sözleşmeleri (AİHS, CEDAW, İstanbul) almaktadır.

Feminizm “eril devlet” söylemini dolaşıma sokmakta ancak son tahlilde erkeği ezmek, onu paryalaştırmak, erkek emeğini “pozitif ayrımcı yasalarla” kendi cinsine transfer etmek için devleti araçlaştırmaktadır. “Eril devlet” söylemi, eril devletin gücü ile erkekliği iğdiş etmenin aracına dönmektedir. Feministlerin “eril iktidar” eleştirileri, dönüp dolaşıp “eril” saydıkları devlet gücünü bir cinsiyete (erkeğe) karşı silah olarak kullanmaları paradoksuna neden olmuştur. Feministler iktidarı “erkek-maskülen” olarak nitelerken bu iktidarı erkeğe karşı kullanan erkeğimsilere dönüşmektedir.

İslâmcı feministlerin de kullandığı “eril iktidar” söylemi, “devlet erkeği terbiye etmelidir” talebine dönüştüğünden bu evrilme, feminist tezlerin asıl hedefinin “erk talebi” yani “erk-leşmek –> erilleşmek” olduğunu da ortaya çıkarır.

Feminizm evliliğin, akrabalığın, içtimailiğin “erdem ödevi”ni yıkarak “haz ödevi” imal etmekte ve muhatabı olduğu tüm “topluluk”ların karşısına “kutsallaştırılmış kadın narsisizmi”ni koymaktadır.

“Kadınım ben” ifadesi fetişleştirilmiş bir varlığı, bir tür tanrıçayı imlemektedir. “Kutsal beden” olarak kendini görünürleştiren kadın hareketi, “cinsel organımı ve bedenimi erdemlerden uzak tutarım” söylemiyle sosyal değer tanımadığı bir alan inşa etmektedir. Feminist pankartlara ve söylemlere bakılırsa bu akımın yöneliminin gerçekte “hedonizm” ve “cinsiyet kimliği aşırı vurgulanmış narsizm” olduğu görülecektir. Hedonizme göre herkes için geçerli evrensel ahlak yasası bulunmamaktadır.

Bu nedenle feministlerle tıpkı Hz. Yusuf gibi veya Oğuz Kağan gibi erdemli kalarak mücadele edilebilir.

Comments are closed.