Skip to content

Hanif Türk’ün Tarih Perspektifi

Hanif Türk paradigması Arapların-Yahudilerin kendi atalarını Sam’a bağlayarak insanlık tarihini SAMİCİLİK ile izahlarını reddetmektedir. Böyle bir tarih anlayışını Irkçılık görmektedir. Arap-Yahudi-Ermeni-Rum kavmiyetçiliği bu tarih tasarımıyla Türkleri nübüvvet bilmeyen, atasız bir kavme dönüştürmekte, anti-Türk tarih inşa etmektedir.

Bu noktada Hanif Türk paradigmasını “ırkçılık” olarak değerlendirecek muhataplara açıklayıcı bir cevap vermemin gerekli olduğunu düşünüyorum:

Geliştirmeye çalıştığım tarih tezi “Türk” adını bir etnik köken olarak tanımlamamaktadır. “Türk” adı “bodunlar birliği” anlamındadır. Buna göre “Türk” bir milliyet değil, millet’tir. Dolayısıyla örneğin “Türk-Bulgar kardeşliği” gibi bir söyleme benim çalışmalarımda rastlanmaz. Zira “Bulgar” toplumsallığı bir “boy adı” iken, “Türk” toplumsallığı, “bodunlar birliği” anlamında “millet adı”dır. Hakikatte tarihsel olarak bakıldığında tarihte Bulgarlar “Türk bodun birliği” kurmuştur. Fakat “bodun birliği” ile “bodunlar birliği” arasında fark olduğu unutulmamalıdır. Bodun Birliği “milliyet” inşa ederken, Bodunlar Birliği “millet” inşa etmektedir. İdil-Bulgar devleti bir “bodun birliği” idi ve Türkî boyları da kendine bağlayan siyasi birlik inşa etmişti. Fakat bu, bir “millet” değildi. Zaman içinde bugünün Bulgarlarının artık “Bulgar-Türk bodun birliği” teşkil edemeyecek derecede yeni bir kimlik edindiğini görüyoruz. Benzer şekilde Oğuz adı bir boy iken, millet değildir. Söz konusu izah nedeniyle “Osmanlı milleti”nden de bahsedilemeyecektir.

Yukarıdaki izah, Hanif Türk tarih tezinin birinci kuralını oluşturuyor.

Hanif Türk tarih tezi, ikinci olarak da geçmişte yaşayan bir şahsiyetin veya boyun “Türk” olup olmamasını, o muhatabın kendisini bağladığı ataya bakarak tayin edilmesini önermektedir. Örneğin Türk tarihçiliğinin pek çok müellifine göre, Moğollar Türk değildir. Oysa Moğollar Oğuz destanını kendi boy kimliklerini izah etmede esas almakta, ata silsilesinde kendilerini Yafes’e bağlamaktadır.

Tarihi ÜÇ ATA üzerinden anlamlandıran Hanif Türk paradigmasına göre TÜRK’ü tanımlayan esas, soy zinciridir. Soy ise ırk değildir. Hanif Türk paradigması muhatabı olan zümrelere “atanız kimdir?” diye sormaktadır. Örneğin bu soruya günümüzdeki Bulgarlar ne cevap verecektir? Eğer onlar “Biz Samoğullarıyız” derlerse, “demek ki, kendilerini Nuh-> Sam -> Rum silsilesinde görmektedirler.” diyebiliriz. Tıpkı bunun gibi Ermeni halkı hakkında da benzer bir izah getirilebilir. Ermeni kavminin aslı Türk boyu olmasıdır (Ermenler). Ermenlerin yaşadığı bölgeye tarihte “Ermenistan” denmiş, fakat sonradan bu bölgeye Balkanlardan gelen Haylar yerleşmiştir. Haylar, Hristiyanlığın Gregoryen mezhebi ortaya çıkınca bu coğrafyada (kadim Ermenistan’da) çeşitli etnik grupları Aziz Gregor’un Hristiyanlık yorumu etrafında toplayarak bir cemaat oluşturdular. Bu cemaat; Hay, Grek, Türk, Rum, Pers, Süryani vb. pek çok etnik unsuru barındırmaktaydı. Bu cemaatin mensuplarına, kurucusunun adına izafeten “Gregoryen” ya da yaşadıkları coğrafyaya (kadim Ermenistan’a) izafeten “Ermeni” denmeye başlanmıştır. Tarihî süreç içerisinde bu Gregoryen cemaat içindeki Grek, Türk, Pers gibi etnik topluluklar, dinselleştirilen bir Hay kimliği içerisinde ve “Ermeni” ortak adını alarak kademeli bir şekilde asimile edilmiştir. (İlter, 2002).

Yukarıdaki izaha dayanarak “Ermeniler aslında Türktür” ifadesi geçmişteki Türk boyu olan ERMEN toplumu için ifade edilirse, söz konusu ifade doğrudur. Fakat günümüzdeki Ermeniler, kendi köklerini Hay kökenli kabul ettikleri için bu ifade doğru değildir.

Hanif Türk paradigması bu nedenle bir tarih metodu olarak muhatabı olan kitleye “Üç ATA’dan hangisi senin atandır?” diye sormaktadır. Dolayısıyla Ermeniler “Bizim atamız HAM’dır” veya “Bizim atamız SAM’dır” dediklerinde, onların Türk olmadığını söylemek gerekir.

Hanif Türk paradigmasının insanlığa sorduğu “Siz Hz. Nuh’un hangi oğlundan türediniz?” sorusuna Araplar ve Yahudiler “Biz Samiyiz” dediler. Fars (Pers) toplumu “Biz Hamiyiz” diye cevap verdiler. Türkler ise “Yafes’ten türedik ve Nuh’un töresini koruduğumuz için ‘töreli toplum’ anlamında bize Türk adı verildi” demektedir. Görüldüğü üzere Hanif Türk, Türklerin tarihini nübüvvet ve töre esaslı okuma çabasıdır. Arapların “İbrahim milletindeniz” dedikleri halde Kâbe’yi putla doldurup, Hz. Peygamber’in ailesini (ehl-i Beyt’i) Harameyn’den sürüp, can ve mallarına tecavüz ettikleri tarihen kayıtlıdır. Yahudilerin de Hz. Musa (as) yaşarken dahi puta taptıkları ve sonradan gönderilen peygamlerini öldürdükleri Kur’an’da beyan edilmiştir. Türklerin genel tarihinde ise peygamberleri öldürmek, puta tapınmak anlamında bir cürme dair kayıt bulunmamakta ve hatta tam aksine Orhun yazıtlarında da görüldüğü üzere “tek Tanrı=Hanif” inancının insanlığa ilan edilmesine dair ikrar görülmektedir.

Bu tarih felsefesine ne gerek var? Sorusuna verilecek cevap da şöyle olacaktır: Ermeniler, Rumlar, Yahudiler, Araplar kendi tarihlerini nübüvvete bağlamaktadır. Türklerin kendi tarihlerini Nuh’a bağlaması haktır ve gerçek bir tarih metodolojisidir.

  • İlter Erdal, Ermenistan Adı, Ermenilerin Menşei ve Bazı Ermeni İddiaları Üzerine, Ermeni Araştırmaları, Sayı 6, Yaz 2002.

Comments are closed.