Skip to content

Kadınların Çift Hukukla Evlenmesi

Boşanmış kadının nafakasının eski eşi tarafından karşılanması (yoksulluk nafakası) kadın-erkek eşitsizliğinin itiraf edilmesi değil midir?

Kadının yasal düzenlemelerle yoksulluk nafakası adı altında aralarında nikâh/akrabalık gibi ilişki kalmamış adamdan “alan el” haline getirilmesi erkeği kaçınılmaz olarak “veren el” kılmaktadır.

İslâm hukukunda kadın-erkek eşitliği teorisi bulunmamaktadır. Kadın-erkek eşitliği teorisi 1789 Fransız devriminin “eşitlik” fikrine dayanmaktadır.

Türkiye’de kadınlar evlenme aşamasında “geleneksel” olanı önemsemekte ve eş (koca) adayından altın/ağırlık talep etmekte, aslında İslâm mehir hukukuna dayanarak nikâh akti yapmak istemektedir. Erkek taraf, “İslâmî bir evlilik” yapma arzusuyla altın/ağırlık taleplerini, düğün masraflarını, gelinliği, ev eşyalarını ve belki “balayı masrafları”nı karşılamaktadır.

Yargıtay’ın kararlarında da düğünde takılan altının kadına ait olduğu kabul edilerek aslında “mehir” geleneğinin korunduğu söylenebilecektir.

Ancak evlilik gerçekleştikten ve karı-koca olduktan sonra eşler arasında “eşitlik hukuku” devreye girmektedir.

Erkek bu çift hukuk yükümlülüğü nedeniyle gerek evlenirken ve gerekse boşandıktan sonra “veren el” olmaya zorlanmaktadır. Türk hukuk sistemi erkeği zımnen sürekli “akdin kadın öznesine ödeme yapmaya mahkûm varlık” olarak tanımlamış gibidir.

Kadınlar “eril iktidar-patriyarkinin kaynağı gelenektir” dedikleri halde geleneğin mehir hukukunun kendilerine uygulanmasını talep ederek çelişkiye yakalanmaktadır.

Zira, “Hem mehir alırım hem de evlendikten sonra edinilmiş mallarına ortak olurum, boşanırsak ömür boyu yoksulluk nafakası ile geçinirim” şeklinde yürütülen bir ilişki düzeni AİLE inşa etmez; kadının erkeği sömürme düzenini inşa eder.

Kadınlar eğer “eşitlik” temelinde bir evlilik istemekteyse:

– Nişan ve düğün masraflarını, takıları koca adaylarına yükleyememelidir (eşitliğe aykırılık).

– Eşit olduklarına göre evin nafakasını erkeğe/kocaya yüklememelidir (eşitliğe aykırılık).

Mehir hukuku varoluşsal anlamda kadın-erkek eşitliğini kabul etmeyen bir hukuktur.

Mehir hukukunda 1) Mal ayrılığı rejimi vardır; 2) Erkeğin evlilik birliği içinde karısının nafakasını karşılama yükümlülüğü ve evi tedarik etme, eşyaları dizme yükümlülüğü vardır; 3) Erkeğin mehir vermesi, düğün masraflarını karşılaması yükümlülüğü vardır.

Bu üç ilke 743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi madde 152’de “Koca, birliğin reisidir.Evin intihabı karı ve çocukların münasip veçhile iaşesi, ona aittir” hükmünde mündemiç olarak muhafaza edilmekteydi.

Eşitlik hukuku ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 186. maddesi uyarınca düzenlenmiştir: “Eşler oturacakları konutu birlikte seçerler. Birliği eşler beraberce yönetirler. Eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılırlar.”

Eşitlik hukuku seçildiğinde 1) Erkek mehir ödemekle, altın/takı vermekle yükümlü tutulamayacaktır; 2) Erkek düğün masraflarını ödemekle yükümlü görülemeyecektir; 3) Evin geçimi için kadının da çalışması ve maaşını eve harcaması zaruret hale gelecektir; 4) Evlilik mal rejimi olarak “edinilmiş mala katılma rejimi” uygulanacaktır.

Bu durumda evlilik görüşmeleri sırasında taraflara şu soru sorulmalıdır: Mehir hukukuna göre mi nikâh akdi istiyorsun, yoksa kadın-erkek eşitliği hukukuna göre mi?

Evlenecek kadın ve erkek “kadın erkek eşitliği hukuku istiyorum” cevabını verirse ortaya çıkacak hukukî statü şöyle olacaktır: 1) Düğün masrafları kadın ve erkek tarafça “eşit” olarak katlanılmalıdır; 2) Erkek tarafın kız tarafa altın/ağırlık takma yükümlülüğü kalkar; 3) Ev eşyaları konusunda kadın ve erkek eşit masraf yapar. Kız tarafı “şu marka ve değerde eşya istiyoruz” demekteyse bunu karşı tarafa yükleyemez. Mütekabiliyet (karşılıklı muamele) esası hâkim olur; 4) Evlenen kadının çalışması mutlaklaşır. Kadın evin gelirine ortak olmaya mecburdur.

Diğer ifadeyle evlenecek kadın eğer “kadın erkek eşitliği hukuku” seçmişse koca adayından altın, gelinlik, çiçek, çukulata, balayı, evlilik hayatının sürdürüleceği ikametgâhta kullanılacak eşyaları vs. talep edemez. Bu taleplerini müstakbel eşiyle birlikte yapacağı masraflarla karşılayabilir. Keza evlendikten sonra da evin masraflarına katılmak ve ortak olmak zorunda kalır. Bu katılım ya ailesinden getirdiği bir gelirle ya da çalışarak sağlanabilir. Aksine talepler eşitliği bozmak, erkeğe angarya yüklemek anlamı taşır.

Evlenecek kişilerin hangi hukuku seçtiğinin belirtilmesi akitlerin dengeyi bozmaması ilkesinin bir gereğidir. İfade etmek istediğimiz ilke şudur: İki hukukla evlilik olmaz.

Diğer ifadeyle 1) Eğer mehir hukuku seçilmekteyse, noterde mal ayrılığı sözleşmesi yapılması gerekir. Bu durumda erkeğin düğüne ait masrafları karşılaması istenir; evlilik hayatını idame ettirecek nafakayı kazanması beklenir. Kadın “çalışmama hakkı”nı kullanır. Eğer koca nafakayı temin edemiyorsa, kadının boşanma hakkını kullanması meşru olur/olmalıdır; 2) Eğer akit “eşitlik hukuku” kapsamında gerçekleştirilmek isteniyorsa, o halde düğün masrafları, altın/balayı/ev eşyaları gibi masraflar erkeğe yüklenemeyecektir. Erkek karısının çalışıp evin giderlerine katkı yapmasını talep edebilecektir.

Çift Akit Problemi:

Hanefiler, aynı anda iki akit yapılmasının hadislerle yasaklandığını, iki akit niteliğindeki bağlayıcı hükümlerin sözleşmedeki dengeyi bozacağını ifade etmişlerdir. Nikâhta hem mehir hukuku hem eşitlik hukuku hükümlerini ihtiva edecek ve borç doğuracak şekilde akitleşmek “aynı anda iki akit”tir. Bu tür bir akitleşme dengeyi bozacaktır. Nitekim bozmaktadır.

Akdin Feshi Halinde Borç ve Sorumlulukların Hitamı:

Bir akit feshedildiğinde taraflar birbirlerini ibra etmekle borç ve sorumlulukları da hitama erer. Nikâh akti feshedildiğinde ise taraflara (erkeğe) “yoksulluk nafakası” yükümlülüğü getirilmiştir. Bu yükümlülüğün akdî kaynağı bulunmamaktadır.

Anayasa Mahkemesi boşanmış kişinin yoksulluk nafakası yükümlülüğünü devlete ait olan “sosyal yardım ilkesi”ni eski kocaya getirmiştir:

“Sosyal hukuk devleti, ‘insan onuru’nun korunmasını amaçlar ve bunun için sosyal adaleti sağlamaya çalışır. Sosyal hukuk devleti, kişi ve toplum yararı arasında denge kuran, toplumsal dayanışmayı üst düzeyde gerçekleştiren, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak eşitliği, sosyal adaleti sağlayan ve toplumsal dengeleri gözeten devlettir.” (Anayasa Mahkemesi Kararı: 2011/136 E-2012/72 K, tarih: 17.5.2012, R.G. Tarih-Sayı: 26.06.2012-28335).

AYM’ne göre sosyal devletin vatandaşlarının ekonomik yönden desteklenmesi, nikâh aktiyle birliktelik kuran eşler bakımından bir istisna oluşturmaktadır. AYM, boşanan eşe yoksulluk nafakası yükümlülüğünü “sosyal devlet ilkesi” gereği getirildiğini karara bağlamaktadır:

“Kanun koyucunun 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinde ‘süresiz olarak’ ibaresine yer vermesinin amacı, boşanmadan dolayı yoksulluğa düşecek olan eşin diğer eş tarafından, şartları bulunduğu sürece ekonomik yönden desteklenmesi ve asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanmasıdır (…) Yoksulluk nafakasıyla, boşanma sonucunda yoksulluk içine düşen eşin asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanması düşünülmüştür (…) Evlilik birliğinde eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmen devamı niteliğinde olan yoksulluk nafakasının özünde, ahlâki değerler ve sosyal dayanışma düşüncesi yer almaktadır (…) İtiraz konusu kuralda, boşanma sebebiyle yoksulluğa düşen eşi korumak için diğer eşin, koşulları bulunduğu sürece, herhangi bir süre sınırı olmaksızın yoksulluk nafakası vermesi düzenlenmiş olup bu yükümlülüğün sosyal hukuk devleti ilkesinin gereği olarak getirildiği kuşkusuzdur.       Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir” (Anayasa Mahkemesi Kararı: 2011/136 E.-2012/72 K., tarih: 17.5.2012, R.G. Tarih-Sayı: 26.06.2012-28335).

Ancak AYM, bu kararında erkeğe boşandıktan sonra nafaka ödeme yükümlülüğü getirilmesinin SÖZLEŞME ÖZGÜRLÜĞÜNÜN İHLALİ kapsamında olduğu hususunu değerlendirmemiştir.

Anayasa MADDE 48- “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir.” Süresiz nafaka uygulaması sözleşme özgürlüğüne aykırıdır.

Diğer taraftan yoksulluk nafakası angarya yasağının ihlali olarak da değerlendirilebilecektir.

Anayasa MADDE 18- “Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır.”

TMK 364. Madde Niçin Hükme Esas Alınmıyor?

AYM’nin yukarıda alıntı yaptığım kararında gerekçe olarak “yoksulluk nafakasının özünde, ahlâki değerler ve sosyal dayanışma düşüncesi yer almaktadır” beyanı yer almaktadır.

“Ahlâki değerler ve sosyal dayanışma düşüncesi”nin niçin boşanmış eşe yüklenen yoksulluk nafakası ile karşılanmak zorunda olduğu AYM 2011/136 E.-2012/72 K. sayılı kararında belirtilmemiştir. AYM, TMK 364. maddenin işletilmesini hangi gerekçe ile kabul etmemektedir?

TMK 364: “Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır. Eş ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler saklıdır.”

Yargıtay bir kararında “Yardım nafakası, ahlak kuralları ile geleneklerin zorunlu kıldığı sosyal ödevdir ve kanun koyucu, kişinin ve toplumun vicdanına bırakmamış, kanuni bir ödev olarak düzenlemiş, bu ödevin ortadan kaldırılmasını ise, MK m. 365 ile sınırlamıştır. MK’nun 366. maddesi uyarınca, korunmaya muhtaç kişilerin bakımı bununla yükümlü kurumlar tarafından sağlanır. Bu kurumlar yaptıkları masrafları nafaka yükümlüsü hısımlarından isteyebilir. Yasanın bu hükmü de gözetildiğinde, nafaka yükümlülüğünün yasanın emrettiği ve özellikle refah içerisinde olan altsoy (oğul) için kaçınılmaz bir yükümlülük olduğu görülmektedir” hükmüne yer vermiştir (3. H.D. 2007/19271 E- 2008/860 K. sayılı karar).

Anlaşılacağı üzere AYM’nin 2011/136 E.-2012/72 K. sayılı kararındaki “Ahlâki değerler ve sosyal dayanışma düşüncesi” şeklindeki gerekçenin yasal delili TMK 365 ve 366. maddelerde mündemiçtir.

Teklifler: 1) Nikâhta mal ayrılığı rejimine geçilmelidir; 2) Boşanan kadının nafakası TMK 364 gereği kendi babasının veya erkek kardeşlerinin yükümlülüğünde olmalıdır; TMK 175 kaldırılmalıdır. 3) Boşanma davaları 3 ay içinde karara çıkmalıdır. Kişilerin evlilikleri askıda kalmamalıdır; 4) Nafaka ödememe durumuna tazyik hapsi uygulaması kaldırılmalıdır; 5) Mevcut yasal düzenleme (6284 sayılı yasa madde 7/1) sadece şiddeti değil “şiddet tehlikesi”ni de aile hayatına devlet müdahalesini meşru kılmaktadır. Şiddet suçu TCK kapsamında yargılama konusu iken aile içinde bundan muaf tutulması ceza yargılaması bakımından tutarsızdır; 6) Kadının beyanıyla (6284 sayılı yasa madde 8/1, madde 8/3) yargısız tedbir kararları verilerek aile kurumuna yönelik devlet müdahalesini düzenleyen hükümler kaldırılmalıdır; 7) Mal ayrılığı rejimini seçen eşler için eski Medeni Kanun’un 152-155 maddeleri yürürlüğe girmelidir.

Ek:

6284 sayılı yasa madde 7/1: Şiddet veya şiddet uygulanma tehlikesinin varlığı hâlinde herkesbu durumu resmi makam veya mercilere ihbar edebilir.

6284 sayılı yasa madde 8/1: Tedbir kararı, ilgilinin talebi, Bakanlık veya kolluk görevlileri ya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine verilir.

6284 sayılı yasa madde 8/3: Koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz. Önleyici tedbir kararı, geciktirilmeksizin verilir. Bu kararın verilmesi, bu Kanunun amacını gerçekleştirmeyi tehlikeye sokabilecek şekilde geciktirilemez.

Eski Türk Kanunu Medeni madde 152: Koca, birliğin reisidir. Evin intihabı karı ve çocukların münasip veçhile iaşesi, ona aittir.

Eski Türk Kanunu Medeni madde 153: Kadın, müşterek saadeti temin hususunda gücü yettiği kadar kocasının muavin ve müşaviridir. Eve, kadın bakar.

Eski Türk Kanunu Medeni madde 154: Birliği koca temsil eder. Mallarını idare hususunda karı koca hangi usulü kabul etmiş olursa olsun koca, tasarruflarından şahsen mesul olur.

Eski Türk Kanunu Medeni madde 155: Evin daimî ihtiyaçları için koca gibi kadın dahi birliği temsil hakkını haizdir. Karının üçüncü şahıslar tarafından malum olabilecek surette salahiyetini tecavüz etmeyen tasarruflarından koca mesuldür.

Eski Türk Kanunu Medeni madde 170: Karı koca, evlenme mukavelenamesi ile kanunda muayyen diğer usullerden birini kabul etmedikleri takdirde veya kabul edip de kanunda gösterilen sebeplerden birinin hüdusu halinde, aralarında mal ayrılığı cereyan eder.

Comments are closed.