Skip to content

Modernitenin İflası

Corana virüsü kentleşme süreçlerinin devam edemeyeceğini ve bir kriz halinde temel ihtiyaç maddelerini üretecek sosyal tabakalara muhtaç olduğumuzu göstermiştir.

Türkiye’nin nüfusunun % 90’ını kentlerde biriktirmenin (keza, küresel nüfusun kentleşmesinin) ideal yol olmadığı ortaya çıktı.

Corana virüsü aynı zamanda konut sisteminin fetişleştirildiği apartman tipi binaların da yanlış bir yol olduğunu göstermektedir. Bu virüs nedeniyle dört duvar içinde kalan insanımız bahçeli evlerde yaşamanın önemini anlamış olmalıdır.

Kentleşmenin Durdurulması ve Tarım-Hayvancılık:

Türkiye’de nüfusun okullaştırılması da bu virüs nedeniyle anlamsızlaştı. Artık okullarda “uzaktan on-line” eğitime geçilecek. Türkiye’de eğitim yatırımlarının yönü virüsün etkisiyle çok değişecektir. Okula bedenen gelmesi gerekmeyen bir “öğrenci” tipi, ulaşımdaki yükü de kaldıracaktır. Bu durumda belediyelerin ve karayollarının ulaşım yükünde rahatlama olacaktır. Bu nedenle nüfusun en az % 20’sinin tarım ve hayvancılık sektörüne kaydırılması gerekir.

Kentleşme bir “gelişmişlik” kriteri sayılmayacağından Büyükşehir yasaları da iptal edilmelidir. Böylece, mahalleye döndürülmüş beldelerin tekrar “köy” olarak statülendirilmesi mümkün olabilecek; bir kısım insanımız geçimini tarım ve hayvancılıktan karşılayabilecektir.

Bu kapsamda çiftçiliği ve çobanlığı destekleyici kararlar alınmalıdır. Kararların yönü şöyle olmalıdır:

20 yıl toprağını işleyen, köyünde ikamet eden (bunu ispat eden), çocuklarını köy meslek okullarına gönderen “Çiftçi” ve “Çoban” ailelere karı-koca olmak üzere tek prim ödemesiyle 2 kişilik sigortalılılık ve emeklilik hakkı verilmelidir. Bu karar, Türk köylüsünü “Aile” modeliyle yeniden yapılandırmak demektir.

Her şehirde “yerel çiftçi” kotası olmalı ve küresel zincir marketlerin yerel pazarda zayıf sermayeli işletmeleri ve üreticileri piyasadan silmesi engellenmelidir.

Ticarî Hayatın Düzenlenmesi:

Corona virüsü nedeniyle okullar tatil edildi, AVM’ler çalışıyor. Ayrıca online alışverişler devam ediyor. Öğrencilerin memleketlerine dönmesiyle kentsel mekânlarda küçük esnaf ve işletmeler büyük ciro kayıpları yaşıyor. Ancak ticaret büyük sermaye açısından devam ediyor. Ticarî hayatta corona nedeniyle haksız rekabet oluştu. O halde, küçük esnaf ve Kobi’lerin desteklenmesi ve ticari hayatın küresel sermayenin kontrolünden çıkarılması gerekir.

Küçük işletmelerin açılması için Osmanlı geleneğinde olduğu gibi vakıfların sahip olduğu “bedesten” tipi kapalı pazarlar kurulmalıdır. Bu pazarlarda dükkânların bir aileyi geçindirecek büyüklükte tahsis edilmesi, sermayesi çok olanın ikinci, üçüncü dükkân açmasına izin verilmemesi gerekir.

Eğitim Hayatı:

Türkiye bir kriz halinde üniversitelerde yetiştirdiği çoğu öğrenciden istifade edemediğini görmüştür. Diğer ifadeyle üniversite eğitimi hayal olduğunu kanıtlamaktadır. Hakikatte Türkiye, Avrupa’ya göre ihtiyacının 3 misli öğrenci besliyordu. Şimdi bir virüs salgını neticesi 26 milyon öğrencinin evlerine çekilmesi gerçekleşmiştir. Bu büyük bir şoktur. Büyük ihtimalle bu sene (2020) üniversite sınavı da yapılamayacaktır.

Kitaplarımda Türkiye’nin kriz dönemlerini hesap ederek “ASAL MESLEKLER” belirleyip bu mesleklerde yoğunlaşmasını önermiştim. Bu önerimin haklılığı şu an görülmektedir.

Konferanslarımın pek çoğunu üniversitelerde verdim; “Ülkemizin sıkıştığı KENT-KÖY gerilimine teslim olmayalım” görüşünü dile getirerek, bunların dışında üçüncü bir yolun “şehir” tasavvuru olduğunu ifade ettim. İfadelerim muhatap “üniversiteli kitle” tarafından “romantik”, “ütopist” olarak değerlendirilmiştir. Şu an muhatap olduğum o epistemik kadro ve eğitim yapan gençlik, eğitimin askıya alınması nedeniyle krizdedir, çaresizdir.

Çalışmayan ve toplumun emeğinden geçinen 26 milyon gencin böyle bir krizde eve çekilmesi ve eğitimin krizden sonra on-line eğitime geçme ihtimali ülke olarak “okulsuz toplum” kavramına ya da “herkesin okumasının gerekmediği” düşüncesine geldiğimizi ispatlamaktadır.

80 milyonun eve kapanması mevcut epistemolojik yapılanmanın (eğitim kurumlarının) başarısızlığını göstermektedir. Hem de bu kriz, eğitimin en yoğun görülmesi gereken zaman aralığında ortaya çıkmıştır. Türkiye eğer virüsün etkisi geçince on-line eğitime ağırlık verirse, AVM merkezli kentleşme de zaten sürdürülemeyecektir. Virüs etkisi geçince Türkiye’nin iktisadî-içtimaî yapısı olağanüstü değişecektir. Özellikle okullar/fakülteler maliyetlerini düşürmek üzere on-line eğitime dönecek. Bu ise taşıma + bina + personel + kira gibi maliyetleri kaldıracak veya azaltacaktır.

Kentleşmenin İflası:

Kentlerde oturmanın anlamı kalmayacaktır (kalmamalıdır). Bu süreç nüfusun yeniden Anadolu coğrafyasına yayılması yolunu açabilir.

Nüfusun coğrafyaya yayılması, konut fiyatlarında ve kira miktarlarında belirgin bir düşmeye imkân verebilir. Eğitim on-line olursa, milletimiz nüfus yoğunluğu nedeniyle aşırı kıymetlenmiş kentlerden az yoğunluklu ve ucuz bölgelere geçecektir. Bu ise “ucuz maliyetli ev sahipliği” ve “akrabalığın güçlenmesi” gibi iktisadî-sosyal neticelere gebedir. Bu salgın, “borçlanmamış insan” için bir fırsata çevrilmelidir.

Kentleşme devlet yönetimlerinin uzun vadeli hedefleri bakımından da virüs salgını etkisiyle yeniden ele alınmak zorundadır. Modern kent modeli iflas etmiştir.

Bir sağlık krizinde kent yatırımlarının işe yaramadığı da ortaya çıkmıştır. Metrobüsler, tramvaylar, metro yatırımları bir krizde işe yaramamaktadır. O halde neden kentleştik?

Modernitenin bize dayattığı tüm “ilerlemişlik” parametreleri yok olmuştur.

Eğitim yatırımları kalkınmışlık göstergesiydi; artık değil (okulları kapattık).

Yol-ulaşım kalkınmışlık göstergesiydi; artık değil (insanlar evde).

Modernite iflas etmiştir.

Aile ve Feminizm:

Virüsün yeryüzü ölçeğinde “Batı fetişizmi”ni yıkan önemli etkileri olacaktır. Aslında bu süreç “AİLE” kavramının yeniden keşfedilmesi de demektir. Bu virüsün küresel feminist hareketi de zayıflatacağı söylenebilecektir.

Zira “eve dönün” talebi, evde bir aile varsa anlamlıdır. Evde aile yoksa özellikle yaşlanmış “ıssız adam ve ıssız kadın”lar dört duvar arasında beton bir tabutta gibidir ve çaresizdir. Bu kişilerin ihtiyaçları nasıl karşılanacaktır?

Düşünmeliyiz: 60 yaşında ve tek sosyalleşme aracı meslek derneği, meslek stk’sı olan boşanmış tek başına bir adama “evine dön” dediğinizde onunla tüm iletişimleri kesmektesiniz.

Apartman-konut modeliyle kentleşme kriz dönemlerinde evlerinde yalnız başına ölenlere yol açacaktır.

İnsan Hakları Aktivizmi:

Yıllardır dile getirdiğim ve “romantik”, “ütopist” sayılan Azgelişmişlik Üstünlüktür paradigmasını şu an insanlar kendileri istiyor. Hem de radikal biçimde talep ediyor.

Modernite ve bilim, muhatap olduğu bir virüse karşı ilaç üretemiyor ve bireysel hayatlar üzerinde totoliterlik imal ediyor. Aydınlar bizzat bu totaliterliği talep etmeye başladılar. Bu durum “insan hakları” teorisinin de iflası demektir.

İnsan hakları aktivistleri artık “devlete karşı birey hakları”nı savunmamakta, tam aksine “devlet sıkıyönetim ilan etsin ve sokağa çıkma yasağı uygulasın” demektedir. İnsan hakları aktivistleri açıkça kendi dayandıkları teoriye aykırı şekilde “DEVLET” demeye başlamıştır.

Kul Hakları kitabımla ve İnsan Hakları teorisini eleştiren onlarca yazımla, teoriyi eleştirmekte olduğum için, insan hakları aktivistlerinin düştükleri bu duruma gülümsüyorum ve Türk’ün 15.000 yıllık devlet teorisi için “çok yaşa” diyorum.

İşsizlik:

Türkiye’nin işsizlik sorunu aslında eğitim ve meslekî yapılanma sorunu idi. Diğer ifadeyle Türkiye kentleşme sürecini dayatan Batılı paradigma ile eğitim süreçlerini uzatmış, meslekî eğitimi zayıflatmış (veya işlevsizleştirmiş), kırsal kesimdeki nüfusunu da (“köylülüğü”) Büyükşehir yasalarıyla tasfiye ederek yok etmişti. Bu nedenle Türkiye’de üniversitelere doğru bir yoğunlaşma olmaktaydı.  Yukarıda da ifade ettik Türkiye’nin öğrenci stoku 26 milyona çıkmış, işsizlik oranları “öğrencilik” statüsüyle reel verilerden düşük görülmüş idi. Oysa fiilen ülkenin gerçek çalışan kesimi 20 milyon civarında ve bu nüfus da orta yaş ve üstü idi. Tarım ve hayvancılığın önü açıldığı takdirde, ülke nüfusu konut borçluluğundan kurtulabilecek, işsizler kırsal arazide geçim tutabilecektir. Ayrıca bu yöneliş, akrabalıkları yeniden canlandıracağından konut sayısı bakımından talep de düşecektir. İşsizlik tarım-hayvancılık esaslı kararlarla asgari düzeye indirilebilir.

Comments are closed.