Skip to content

Stefan Zweig ve Satranç

Stefan Zweig’ın son eseri Satranç, yazarın duygusal durumunu hikâyenin kahramanı Dr. B. üzerinden ifşa eder. Dr. B. ile Zweig’ı birbirine benzer kılan husus, ikisinin de Yahudi zengin ailelere mensup iken Nazi şiddetiyle karşılaşmaları, sıkışmışlık ve sürgünlük yaşamalarıdır. Stefan Zweig, Hitler’in iktidara gelmesi nedeniyle 1934 yılında Avusturya’yı terk ederek “gönüllü sürgün”lüğe mecbur kalmıştır.

1881 yılında Viyana’da doğan Zweig’ın babası Moritz Zweig, tekstil işletmesi bulunan büyük bir iş adamıdır. Annesi Ida Brettauer ise aristokrat ve Yahudi banker bir aileden gelmektedir.

Novellanın (Satranç) entelektüel kahramanlarından Dr. B. de Yahudi kökenli Viyanalıdır. Dr. B.’nin babası, Ruhani Parti’nin ilk milletvekili seçilmiş sonraki yıllarda bazı manastırların hukuk müşavirliği ve servet yönetimi işleriyle uğraşmaya başlamış bir avukattır. Babası bu işleri bıraktıktan sonra Dr. B. işleri devralarak sürdürmüş ve prensip olarak başka müvekkil dosyası da kabul etmemiştir. Avusturya İmparatorluk ailesinin bazı üyelerinin işlerini de kendisi takip etmektedir. Dr. B.’nin bir amcası, imparatorun özel doktoru ve diğer bir amcası ise Seitenstetten’de başrahiptir. Başrahiplik görevi bu ailede üç kuşaktan beri yürütülmektedir (Zweig, 2012: 42-43).

Stefan Zweig, kahramanı Dr. B. hakkında verdiği bu izahlarla aslında Yahudilerin orta Avrupa’da sınıfsal egemenliğini de itiraf etmiş olur. Zira hikâyenin kahramanı Dr. B. kendi geçmişini anlatırken sınıfsal konumu hakkında gestapoya vermediği bilgileri McConnor’a şöyle anlatır: “Ayrıca bugün monarşi artık tarihe karıştığı için söylemekte bir mahsur görmüyorum, imparatorluk ailesinin bazı üyelerinin fonlarının yönetimi bize verilmişti (…) Hukuk müşavirliğimizin dikkat çekmemesi için kapımızda bir tabela bile yoktu. Monarşi çevresinden herhangi biriyle ilişkimiz olduğuna dair en ufak bir şeyden dahi kaçınma konusunda titizliğimiz yersiz soruşturmalara karşı en güvenli koruma sağlıyordu. Bu nedenledir ki tüm o yıllarda Avusturya’daki hiçbir kurum, imparatorluk sarayının gizli kuryelerinin en önemli postalarını dördüncü kattaki bizim dikkat çekmeyen büromuzdan aldıklarını ya da verdiklerini tahmin bile edemezdi” (Zweig, 2012: 42-43).

Dr. B. ve babasının gerek enflasyon döneminde ve gerekse ihtilal yıllarında müvekkillerinin hatırı sayılır servetlerinin kaybını önlediği de ifade edilir (Zweig, 2012: 43). Fakat büronun bu işlerle uğraştığı bir şekilde açığa çıkar: “Aslında benim gibi mütevazı bir insan, gestaponun ilgisini çekmekten uzaktı. Gestapo, bizlerin en azılı düşmanlarının görünen yüzü, onların işlerini yöneten ve güvendikleri kişiler olduğunu anlamış olmalıydı. Ve benden şantaj yoluyla almayı umdukları şey, onları suçlayabilmeleri için gerekli kanıttı; servetlerini sakladıklarına dair manastırlara karşı kullanabileceği kanıtlar, imparatorluk hanedanına karşı kullanabilecekleri kanıtlar ve Avusturya’da monarşiden yana herkese karşı kullanabilecekleri kanıtlar. Bizim aracılığımızla yönetilen servetin büyük kısmının onlar tarafından yağmalama arzusunun erişemeyeceği bir yerde gizli olduğunu tahmin ediyorlardı ve tahminlerinde pek de yanılmıyorlardı. Bu nedenle o pek sağlam yöntemleriyle benden bu sırları öğrenmek için daha ilk günden beni içeri aldılar” (Zweig, 2012: 45-46).

Stefan Zweig, kahramanı Dr. B.’nin Baron Rothschild’in vekili olduğunu da ima eder. Dr. B. Nazi yönetimince dört aylık bir tutukluluk ve sorgulama süreci geçirir. Dr. B. bu günlerini büyük bir trajedi gibi hikâye eder. Sorgu için gece vakti ansızın odasından alınmakta, sorgu yerinde 2-3 saat ayakta bekletilmekte, direnci zayıf düştüğünde ifade vermeye zorlanmakta oluşu daha önce paraya ve fonlara yöneticilik yapan biri için son derece büyük bir hiçleştirmedir.

Dr. B. bir sorgu sırasında kimseye fark ettirmeden çaldığı bir kitapla hücresine döner. Kitabı el çabukluğuyla elbisesine gizlediğinden başlığını ve konusunu bilmemektedir. Hücresinde aldığı şeyin bir satranç kitabı olduğunu görür. Önce hayal kırıklığı yaşayan Dr. B. daha sonra satranç ustalarının maç açılışlarını, hamlelerini, taktiklerini gösteren kitapla meşgul olmaya başlar. Yiyeceklerinden satranç taşları yapar, yatağının kareli desenlerini ise satranç tahtası olarak kullanır. Kitaptaki pozisyonları, hamleleri, oyun kuruluşlarını mekanik şekilde tatbik eder. Bu oyunlar Dr. B.’nin gestapo tarafından sorgulamaya alındığı zamanlarda kendisine büyük güven duymasına yardımcı olur. Böylece sorgu sırasında sahte tehditlere ve entrikalara karşı açık vermeyecek şekilde cevaplar verir. Aynı oyunları yirmi-otuz kez oynamıştır. Benliği iki yanlı düşünmek nedeniyle parçalanır. Beyaz ve siyahı aynı kişi olarak oynamaktadır. Bir dakika önce beyazı oynarken bir dakika sonra siyahı oynamaya başladığından iki yanlı düşünmek zorunda kalmıştır. Kendine karşı oynamak, insanın kendi gölgesinin üzerinden atlamaya çalışması gibi bir paradokstur. Beyazı oynayan oyuncu olarak dört beş hamleyi önceden hesaplamak zorunda olduğu gibi siyahı oynayan oyuncu olarak da aynı şeyi yapmak zorunda kalması hem beyazın beyniyle hem siyahın beyniyle düşünmesini gerektirmektedir.

Dr. B. hem Siyah Ben ve hem de Beyaz Ben halinde iki benlik edinir ve bu Ben’leri de birbiriyle yarıştırır: “Her iki Ben’im, Siyah Ben’im ve Beyaz Ben’im birbiriyle yarışmaya başlamıştı ve her biri kazanmak ve yenmek gibi bir hırsa kaptırmıştı kendini; Siyah Ben olarak yaptığım her hamleden sonra Beyaz Ben’in ne yapacağını sabırsızlıkla bekliyordum. Her iki Ben’im de diğeri hata yaptığında seviniyor ve aynı zamanda kendi beceriksizliğine yanıyordu. Beyazımla bir hamle yapar yapmaz Siyahım heyecanlı bir şekilde öne fırlıyordu. İki satranç Ben’imden biri diğerine yeniliyor ve rövanş istiyordu. Tüm benliğimi saran ve karşı koyamadığım bir tutkuydu bu; sabahın erken saatlerinden gece yarılarına kadar fil ve piyon ve kale ve şah ve a ve b ve c ve mat ve roktan başka bir şey düşünemez olmuş, tüm varlığım ve duygularımla satrancın karelerine sıkışıp kalmıştım” (Zweig, 2012: 60-61). Dr. B. oyun sevincinin oyun tutkusuna ve oyun tutkusunun da oynama mecburiyetine dönüşmesine engel olamaz. Artık sorgulamalarda bile mantıklı cevaplar verememekte bir an önce hücresindeki oyun masasına dönmek istemektedir. Nöbetçinin yemek getirdiği iki dakika veya hücresini temizlediği beş dakika işkence gibi gelmeye başlamıştır: “Kazanma, zafer kazanma, kendimi yenme hırsı gittikçe bir öfkeye dönüşüyordu. Sabırsızlıktan titriyordum. Her zaman içimdeki bir satranç Ben diğerinden daha yavaştı. Biri diğerini tetikliyordu. Beynimi aşırı zorlamam sonucunda durumumun tıbbın bile teşhis koyamadığı “satranç zehirlenmesi” adını koyduğum patalojik bir hal aldığını biliyordum” (Zweig, 2012: 62).

Dr. B. en nihayet bir kriz geçirir ve Hitler’in Bohemya’yı işgal etmesi nedeniyle gestapo tarafından ülkeyi terk etme şartıyla serbest bırakılması üzerine “gönüllü sürgün” olur.

Stefan Zweig’ın bu novella-öyküsünü yorumlayan kimi yazarlar metnin 2. Dünya Savaşı’nın acımasız koşulları altında kaleme alındığını, Adolf Hitler’in dünya için büyük bir tehlike oluşturduğunu, bütün aydın ve yazarların sürgüne gönderildiğini, Avrupa’nın büyük tehlike altında kaldığını vurgulamaktadır. Bu yorum Stefan Zweig’ın 1942’deki intiharıyla birlikte değerlendirildiğinde tutarlı görünmektedir.

Ancak satranç, savaş stratejisi oyunudur. Novellada iki sınıfın mücadelesi, savaş oyunu tahtası üstünde açığa çıkmaktadır.

Hikâyenin diğer kahramanı Mirko Czentovic, henüz iki yaşında iken, Tuna Nehri’nde gemicilik yapan yoksul, güneyli Slav olan babasını bir gemi kazasında kaybetmiştir. Köyün papazı, çocuğu yanına alarak köy okulunda öğrenemediği şeyleri evde bizzat öğretmek istese de başarılı olamaz. Zira çocuk en basit dersleri bile anlamaktan uzak kalır; on dört yaşına geldiğinde, hâlâ hesap yaparken parmaklarını kullanmaktadır. Papazın arkadaşlarıyla oynadığı satranç oyunlarını seyreden Mirko Czentovic, bir gün papazın oyunu yarım bırakması üzerine rakibi yenmiştir. İkinci parti oyunda da rakibi Mirko Czentovic’i yenemez. Kendisinden beklenmeyen bir kabiliyet ortaya koyan genç adam bölgesindeki tüm rakiplerine üstünlüğünü kabul ettirerek adını “satranç şampiyonu” olarak tescil ettirir. Artık para için oyun oynamaktadır.

Mirko Czentovic ile Dr. B. aynı gemidedir. Gemi Amerika’ya gitmektedir. Mirko Czentovic ile Dr. B. satranç oynamak üzere karşılaşırlar. Mirko Czentovic, hamlelerini tıpkı gestaponun sorgu yöntemi gibi hamleyi bekleterek yapmaktadır. Birinci oyunda Dr. B. kazanır. Ancak Dr. B. ikinci oyunda satranç bilgisi yüksek olduğu halde, Mirko Czentovic’in hırssız, yavaş, sükunetli oyunu nedeniyle hücrede yakalandığı krize benzer tavırlar göstermeye başlar. Oyundan çekilir.

Dr. B. geçmişte üst düzey kurum ve kişilerin finansal işlerinin yönetimiyle meşguliyeti bulunan üst düzey eğitimli ve yönetici biridir. Geçmiş hayatında da hırs, kazanma mecburiyeti ile yaşamıştır.

Mirko Czentovic, görünüşte Hitler Almanya’sını temsil etmektedir. Kuralcı, soğukkanlı, köylü, aşağı tabaka bir sermayenin kazanç hırsıyla hareket etmektedir.

Anlaşılacağı üzere satranç tahtasındaki savaş, Avrupa içi sınıf çatışmasının sembolüdür.  Yahudiler (Dr. B.  ve Zweig) kazanç hırsları nedeniyle vatansız, himayesiz kalmış, sürgün düşmüş, kaybetmiştir.

Bölünmüş benlik, sonradan ortaya çıkmamıştır; o, kazanç ve para hırsının içinde barınmaktadır.

  • Zweig Stefan, Satranç, DoğuBatı Yayınları, 2012

Comments are closed.